tilki

dönüp dolaşıp gelen, belli başlı sıkıntı noktalarım var benim.
bulur gelir, alır uzaklara götürür, sinirlendirir sonra bırakır gider.
huzur içinde mi? tabi ki hayır.
kısa süreliğine sakinleşirim.hiç bişey olmamış gibi yaşar giderim günlerimi.
sorunsuz kalmaz kafam benim.
sürekli tilkiler dolaşır.üstelik bin tane…

geceleri uyutmaz bazen,
iyi huyluları da vardır üstelik,
bir güzel uyandırır uykumdan beni, der ki; kalk bişiler yap!
değiştir bişeyleri işte, herşeyi ben mi söylicem?!

mızmızlanıp uyanır, iki satır yazar, belki karalar bişiler,
azcık rahatlar dalarım rüyalarıma kaldığım yerden devam ederim.
gündüzleri uyurum ben, geceleri yaşarım aslında.

ne zaman bişeylerden şikayet etsem kendimden uzaklaşırım.
madem değiştirecek kadar mecalin yok, konuşacak kadar da olmasın derim.

ne söylemek istiyordum, neler yazdım!
kendimi dinlemeyi unuttum sanırım.içlerde bir yerlerde aslında ne düşünüyorum?
ne demek istiyorum? kendimi duyamıyorum bu gereksiz sesler yüzünden.

kim duyuyor ki?
saçma sapan yalanlarla, içi boş iltifatlarla kabartıyoruz yüreğimizi.
sonra beyaz bir fincan içinde kahverengi telvelerden bekliyoruz neydi içimizdeki sıkıntı sahi?

bu gri gökyüzü bu satırları döktü parmaklarıma bu sabah.
ama güneşi sevdiğim kadar yağmuru da seviyorum, birazcık dinlersem sesini.

sanırım gökyüzü kendini bir hüzüne bıraktı ve ağlamak istiyor bu ara.
bırak ağlasın, rahatlamaya ihtiyacı var onunda, senin de…

aferin bana

sınavlarla ilgili hatırladığım tek şey yanıtlayamadığım lanet olası sorular olurdu.
vermiş olduğum o tüm doğru cevaplar uzun süreli belleğime geçmeye bile hak kazanamamış olurlardı.
tüm nankörlüğümü hayata adapte edebilmiş bir bünye olarak, günlük küçük sevinçleri büyük bir ustalıkla
ıskalayarak, yanlış cevaplarımı ruhumun gözüne gözüne sokuyorum.
aferin bana!

kahraman

şimdi kayan bir yıldızla ilgili düşüncelerimi kovalıyorum.
kovalıyorum ki gitmesinler…ne kadar uzak oldukları ile ilgili hayaller kuruyorum.
gece boşluğa bırakıyorum, biraz kendimi-esnetiyorum-miş li geçmiş zamanlar değil de
geniş zamanlarda arıyorum benliğimi…
düşüncelerimi kayan yıldızlara bağlıyorum, karanlığa boşaltsınlar düşlerimi, gün ışıdığında parlak sonlarla geri getirsinler.

kimi zaman ıslak rüzgarlarla toz kaçtı gözlerime…

şimdi gelecekle ilgili hayaller ediniyoruz bin beş yüz taksitle,
ışıltılı gözlerimizi teminat gösteriyoruz.
atıflarda bulunuyoruz, geçmişe sünger çekiyoruz-herkese-yenilgilerimize…

kahraman olacağız belki de…

naranja

naranja ispanyolca portakal demek.
ispanyolca bildiğim bi kaç şeyden sadece biri.
portakal turuncu ve sevimli olduğu kadar sıcaktır da.
ama ışığını yansıttığı gibi kendi içini aydınlatamaz.
ekşidir.

pürüzlüdür.ama ısırdığın zaman dışındaki pürüzlerden çok damağında bıraktığı tadı düşünürsün.
bazen gözlerini yaşartır, bazen dişlerini kamaştırır.

rengi türlü sıcaklıklara ismini vermiştir.
pozitiftir.

o yüzden portakal işte demeden düşünürüm ben.

ben ona benziyordum, o ıslaktı.

kahverengi kokusu ve alacakaranlığı olan bu odada,naftalin kokularıyla başbaşa kalıyorsun bir anda.Gün ışığının girmesine ihtiyacı kalmamış,uzun zaman önce ölen ihtiyarlamış ruhlarla ışıkta göç etmiş gitmiş.
Ellerimi tozlu elektrik supurgesine değdirdiğimde, ironiler ülkesinde bir dilenci gibi hissettim kendimi.
Kendi pisliğini temizleyemeyecek kadar acizsin işte dedim-kendime-ona..
ama mutluluğa dair naralar atacak kadar da ümitsiz bir istismarcı…

gözlerim birden durgun suyunda kıpırdanan o küçük balığa değdiğinde, sahiden de onun beni gördüğüne yemin edebilirdim.Gözleri yaşlımıydı, o atmosfermi onu buna zorluyordu?
Garip benzerlikler insanları birbirine yaklaştırır ama o bu küçük kırmızı balık,
o bana neden bu kadar yakın görünüyordu?

-soğukmusun,bu kadar yaralı,rengini suya bulaştırmadan nasıl kalabiliyorsun?

Seni çıkarmalıyım bu küçük kapalı minik hapishanenden,dedim ona-kendime-
benim ellerimin ona yaşam vereceğini biliyordum,çünkü benziyorduk o korkuyordu ben yaşıyordum sanki…

Herşey dalgalanıyordu o çıktığında, herşey onun dünyasına bürünüyor, nefes alabilmesi için nefesimi veriyordum.

Naftalin-ölüm kokulu bu oda-dünya-
Kırmızı balığın mavi dünyasına dönüşüvermişti işte.

ben ona benziyordum-o ıslaktı…

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.