kahverengi kokusu ve alacakaranlığı olan bu odada,naftalin kokularıyla başbaşa kalıyorsun bir anda.Gün ışığının girmesine ihtiyacı kalmamış,uzun zaman önce ölen ihtiyarlamış ruhlarla ışıkta göç etmiş gitmiş.
Ellerimi tozlu elektrik supurgesine değdirdiğimde, ironiler ülkesinde bir dilenci gibi hissettim kendimi.
Kendi pisliğini temizleyemeyecek kadar acizsin işte dedim-kendime-ona..
ama mutluluğa dair naralar atacak kadar da ümitsiz bir istismarcı…

gözlerim birden durgun suyunda kıpırdanan o küçük balığa değdiğinde, sahiden de onun beni gördüğüne yemin edebilirdim.Gözleri yaşlımıydı, o atmosfermi onu buna zorluyordu?
Garip benzerlikler insanları birbirine yaklaştırır ama o bu küçük kırmızı balık,
o bana neden bu kadar yakın görünüyordu?

-soğukmusun,bu kadar yaralı,rengini suya bulaştırmadan nasıl kalabiliyorsun?

Seni çıkarmalıyım bu küçük kapalı minik hapishanenden,dedim ona-kendime-
benim ellerimin ona yaşam vereceğini biliyordum,çünkü benziyorduk o korkuyordu ben yaşıyordum sanki…

Herşey dalgalanıyordu o çıktığında, herşey onun dünyasına bürünüyor, nefes alabilmesi için nefesimi veriyordum.

Naftalin-ölüm kokulu bu oda-dünya-
Kırmızı balığın mavi dünyasına dönüşüvermişti işte.

ben ona benziyordum-o ıslaktı…

Reklamlar